Hareket Temelli Çalışma Sistemiyle Şirketler Yılda Yarım Milyon Dolar Tasarruf Ediyor

İşverenlerinin “yeni çalışma mekanı” ile ilgili tüm ihtiyaçlarına 360 derece hizmet anlayışıyla cevap veren Yüksek Mimar Gürhan Bakırküre’nin kurucusu olduğu Bigg, “Hareket Temelli Çalışma” sistemiyle çalışanlar için daha esnek ve daha iyi bir iş-hayat dengesi, daha mutlu bir ofis yaşamı, işverenler için de daha ekonomik ve karbon ayak izi düşük çalışma ortamları kurguluyor…

Yüksek Mimar Gürhan Bakırküre’nin Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek kurduğu, ofis mekanları özelinde anahtar teslim çözümler sunan ve disiplinler arası bir platform olan Bigg, yeni nesil ofis tasarımlarına “Hareket Temelli Çalışma Sistemi”ni entegre ediyor ve çalışanların daha mutlu ve verimli olduğu ofis mekanları yaratıyor. Hareket Temelli Çalışma, en özet haliyle çalışanlara nasıl, ne zaman ve nerede çalışacaklarına dair seçenekler sunan bir sistem anlamına geliyor. Her ofisin farklı kurgu ve anlayışta olduğunun bilinciyle hareket eden Bigg, her firmaya sektörü ve çalışma biçimiyle paralel olarak kendine özgü çalışma çözümleri sunuyor ve çalışanlarla tasarım öncesinde workshop’lar yaparak bu sürece her kesimi dahil ediyor. Bütün bu analizlerin sonucunda Bigg’in sunduğu en yenilikçi çözümlerden biri olan “Hareket Temelli Çalışma Sistemi”, işverenin seçimine bağlı olarak çalışanlar için ofis içerisinde daha esnek, sosyal ve hareketli bir çalışma düzeni sağlıyor.

Hareket Temelli Çalışma Sistemi ile ofiste akla gelebilecek her mekanda gerekli altyapı kurulumunun sağlanması ve bütün tasarımın bu senaryo ile biçimlendirilmesi sayesinde çalışanlara özgür çalışma ortamları sunulmuş oluyor. Böylelikle kendilerini masa başında çalışmaya şartlandırılmış gibi hisseden çalışanlara kıyasla esnek bir çalışma düzenine sahip olan çalışanlar, çok daha kaliteli ve verimli işler çıkarıyor. İşveren açısından doğrudan ne kadar az masa o kadar az gider anlamına gelen “Hareket Temelli Çalışma Sistemi”, çalışanlar içinse daha fazla esneklik, daha iyi bir iş-hayat dengesi, daha mutlu çalışma hayatı ve daha az hastalıkla kaybedilen zaman anlamına geliyor.

Ofis Mekanında %45’lik Küçülme, Ofis Giderlerinde %24’lük Düşüş Kazandırıyor…

İşverenlerin “Hareket Temelli Çalışma Sistemi”ne geçmeleri; daha düşük karbon ayak izi, daha düşük elektrik faturası, çalışanlarla ilgili değişim giderlerinde, seyahat giderlerinde, iş yeri giderlerinde, servis giderlerinde ve bakım giderlerinde azalma anlamına gelirken, IT bağlamında daha az kablolama ve bağlantı giderlerinde azalma, daha az sayıda yazıcı ve kağıt kullanımı gibi konuları da doğrudan etkiliyor.

Hollandalı sigorta şirketi Interpolis’in yaptığı bir araştırmaya göre ofis mekanlarında %45’lik küçülmeyle beraber ofis giderlerinde de %24’lük bir düşüş yaşanıyor. Servis ve ofis malzemelerindeki düşüşle birlikte ise doğrudan şirketin karbon ayak izi azalıyor. Yazılım şirketi Autodesk’in, İngiltere’deki Hareket Temelli Çalışma ortamına sahip merkezinin, tasarımından ötürü yılda yarım milyon dolar tasarruf ettiğini açıklamış olması da bunun en iyi örneklerinden biri.

Bugüne kadar ING Bank Türkiye, Şişecam, Deloitte Türkiye, Roche Türkiye, Burgan Bank Türkiye, Tosyalı Holding, Inteltek, Altınbaş Holding, Kulüpler Birliği gibi yerel ve uluslararası ölçekteki önemli firmalar için “çalışma kültürü çözümleri” üreten Bigg, masalarına bağlı olmadan çalışanların ofis ortamında daha rahat hareket ettiğini, ekiple daha iyi iletişim ve işbirliği içerisine girdiklerini savunuyor. Bu bağlamda belirli görev ve işler için sessiz çalışma ortamları gibi özel ortamlar üretilmesiyle, çalışanlar daha iyi odaklanabiliyor ve ortaya çok daha verimli sonuçlar çıkıyor. Bu yeni stratejiyle kurgulanan mekanlarda çalışanların gün içerisinde hareket kabiliyetlerinin artması ile, uzun saatler süresince oturmaktan kaynaklanan rahatsızlıklardan korunmaları ve daha sağlıklı bir çalışma hayatına kavuşmaları da mümkün oluyor.

Bigg, “shared-desk uygulaması” ile ofisteki masa sisteminin belirli bir sahibi olmadan çalışanların bütün masaları paylaşımlı olarak kullanabilecekleri bir sistemi tercih ettiği için hareket halindeyken çalışanların nelere ihtiyaçları olabileceğini de çalışanlarla yaptığı görüşmeler ve workshop’larla analiz ediyor. Hareket Temelli Çalışma Sistemi’nin beraberinde gelen ‘Kimsenin belirli bir yerinin olmadığı çalışma ortamları, aidiyet kavramı ile çelişmiyor mu’ gibi soruları cevaplayan Gürhan Bakırküre “Davetli konuşmacı olarak yer aldığım bir seminer ve sonrasındaki açık oturumda İtalyan bir meslektaşım bana, “Hem aidiyet duygusunun öneminden bahsediyorsun hem de taban tabana zıt bir kavram olan kişisellikten uzak ‘shared desk’ gibi sistemleri savunuyorsun, kendinle çelişmiyor musun?” diye bir soru yöneltti. Ben de bu kavramlara bir de zıt bir yönden bakalım dedim. Siz Y kuşağına bir masa tahsis ettiğinizde, kendisini oraya sıkışmış, bir yerde kısıtlanmış olarak görür. Halbuki bu ofisteki tüm masalar senin, istediğin yere oturabilirsin, rahat ettiğin yerde çalışabilirsin, denmesinin bu kuşak üzerindeki etkisi bambaşka olacaktır. Bir tek masanın size ait olması ya da tüm ofisin size ait olması, hangisini tercih ederdiniz?” diyor.

İş yapmanın ofiste geçirilen saatlerle değil, performansla doğru orantılı olduğunu savunan Bakırküre, bu sistemin Y kuşağının aktif bir şekilde yer aldığı ofis hayatına entegrasyonu konusunda“Üzücü bir şekilde birçok ofis aslında sadece iki aktivite için tasarlanmıştır: Bir masada oturmak ve toplantı yapmak… Hareket temelli çalışma ortamları ile sektörünüzün gerektirdiği birçok farklı işin farklı ortamlarda yapılmasını sağlayarak, daha geniş bir iş yelpazesinde verimi artırabiliyoruz. Öte yandan yeni yetenekler çoğunlukla esnek ve yaratıcı çalışma yöntemlerini tercih ediyor ve Hareket Temelli Çalışma Sistemi de tamamen esneklik ve çalışma ortamını seçebilmekle ilgili…” diyor.

Çalışma Zamanını ve Yerini Belirleyebilmek Verimi Artırıyor…

Çalışma yeri ve zamanını seçebilmenin, çalışanların kendilerine olan güvenlerini beslediğini savunan Bigg’e göre, kendilerine gösterilen bu güvenden ötürü çalışanlar iş yerlerine daha fazla bağlılık geliştiriyor. “Hareket Temelli Çalışma Sistemi”ne geçen şirketlerin ortalama %59’unun, atılan ilk adımlardan biri olarak ‘çalışanların kendi ofis saatlerini belirlemelerini’ tercih ettiklerini vurgulayan Gürhan Bakırküre, özellikle büyük şehirlerde çalışanların, iş yerleri ve evleri arasında trafikte harcadıkları zamanın çalışan motivasyonunu, verimini ve iş-hayat dengesini olumsuz etkilediğini, “Hareket Temelli Çalışma Sistemi” ile trafikte harcanan zamanı geri kazanılırken, bu sayede çalışanların düşünmek, yaratmak ve üretmek için daha fazla süreye sahip olacağını dile getiriyor.

Microsoft’un Hollanda’daki ofislerine Hareket Temelli Çalışma’yı entegre ettikten sonra her çalışanın iş yerine geliş gidişleri için haftada ortalama 6 saat daha az zaman harcadığını ve bunun iş hayatlarına olumlu olarak yansıdığını belirten Bakırküre, “Hareket Temelli Çalışma’yı kendi işinize entegre etmek büyük bir kültürel değişim demek olabilir; ancak Nloder Merchan’ın da belirttiği gibi; “günümüzde oturmak yeni sigara içme biçimi…” İnsanlar günde ortalama 9.3 saatlerini oturarak geçirirken, 7.7 saatten fazlasını uyuyarak geçiriyor. Bu da en az sigara kadar tehlikeli ve şeker, kanser, kalp rahatsızlıkları gibi pek çok önemli hastalık için davetiye çıkarıyor. Ancak “Hareket Temelli Çalışma Sistemi” mekanda hareketi teşvik ederken, bireylerin daha sağlıklı bir yaşam sürmesinin de önünün açıyor” diye ekliyor.

Bütün bu karmaşık ve zor aşamaları işvenleri için kolaylaştıran, doğru bir şekilde planlayan ve çalışma mekanlarını verimli kullanılıp kullanılmadığından emin olmayan ofislere ücretsiz analizler yapan Bigg’in kurucusu Gürhan Bakırküre, “Hareket Temelli Çalışma”ya geçiş aşamasında öncelikle atılacak adımları ve cevaplanması gereken soruları şöyle sıralıyor: “Keşfedin! Çalışma mekanlarınıza Hareket Temelli Çalışma’yı entegre etmeye karar verdiğinizde konu ile ilgili hem kendi işinizle hem de örnek durumlarla ilgili bilgi toplayın, başka projeleri inceleyin, keşfe çıkın… Tüm bunlar sizin ne istediğinizi kafanızda şekillendirmenizi ve net olmanızı sağlayacak. İşinizin şu anki işleyişi nasıl? Ofis kurgusu işinizi destekler nitelikte mi? Çalışma mekanları nasıl kullanılıyor? Hangi mekanlar daha az ya da çok kullanılıyor? Çalışanlarınız orada neyi seviyor, neyi sevmiyor? Bu değişimi kaldıracak teknolojiye sahip misiniz? Mevcut teknolojiniz size esneklik ve verimli çalışma ortamı sağlıyor mu? Nasıl çalışanlara sahipsiniz? Kendi organizasyonunuzun hedefi ne? Keşfe bu sorulara cevap vererek başlayabilirsiniz…”

Bir cevap yazın

*